<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ege Hukuk Bürosu</title>
	<atom:link href="https://www.egehukukdenizli.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.egehukukdenizli.com</link>
	<description>Hukuki Danışmanlık</description>
	<lastBuildDate>Sat, 23 Aug 2025 17:41:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://www.egehukukdenizli.com/wp-content/uploads/2025/08/favico-160x160.png</url>
	<title>Ege Hukuk Bürosu</title>
	<link>https://www.egehukukdenizli.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yargıtay’dan Önemli Karar: Hakim Kararlarından Dolayı Devlete Tazminat Açılabilmesinin Sınırları</title>
		<link>https://www.egehukukdenizli.com/yargitaydan-onemli-karar-hakim-kararlarindan-dolayi-devlete-tazminat-acilabilmesinin-sinirlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 17:41:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yargıtay Kararları]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egehukukdenizli.com/?p=3682</guid>

					<description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11 Aralık 2024 tarihli kararıyla, hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı Devlet aleyhine açılan tazminat davalarının hangi şartlarda kabul edilebileceğini değerlendirdi. Kurul, HMK m.46’da sayılan sebepler dışında hakim kararlarının tazminata konu edilemeyeceğine hükmetti ve davanın reddine karar verdi. &#160; T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/724 E., 2024/710 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; &#160; &#160; MAHKEMESİ...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h6>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11 Aralık 2024 tarihli kararıyla, hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı Devlet aleyhine açılan tazminat davalarının hangi şartlarda kabul edilebileceğini değerlendirdi. Kurul, <strong data-start="637" data-end="727">HMK m.46’da sayılan sebepler dışında hakim kararlarının tazminata konu edilemeyeceğine</strong> hükmetti ve davanın reddine karar verdi.</h6>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>T.C.</strong></p>
<p><strong>Yargıtay</strong></p>
<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>
<p><strong>2024/724 E., 2024/710 K.</strong></p>
<p><strong>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)</p>
<p>SAYISI : 2022/67 E., 2023/122 K.</p>
<p>KARAR : Davanın esastan reddine</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı Yargıtay 4. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın reddine karar verilmiştir.</p>
<p>2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>
<p>Davacı İstemi</p>
<p>4. Davacı vekili; müvekkilinin baroya yazılma talebinin İstanbul Barosunun 04.08.2016 tarihli kararı ve Türkiye Barolar Birliğinin 26.08.2016 tarihli uygun bulma kararı ile kabul edildiğini, Adalet Bakanlığının 20.10.2016 tarihli yazısı ile kararın bir daha görüşülmek üzere geri gönderildiğini, Türkiye Barolar Birliğinin 17.02.2017 tarihli kararı ile önceki kararda ısrar edildiğini, bunun üzerine Adalet Bakanlığı tarafından müvekkili hakkında devam eden soruşturma bulunduğu gerekçesiyle baro levhasına yazılma kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açıldığını ve müvekkilinin bu davaya müdahil olduğunu, Ankara 8. İdare Mahkemesinin 25.07.2017 tarihli kararı ile yürütmenin durdurulmasına karar verildiğini, Türkiye Barolar Birliğinin ve müvekkilinin bu karara yönelik itirazının Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 19.09.2017 tarihli kararı ile oy çokluğuyla reddedildiğini, bu nedenle müvekkilinin baro levhasından kaydının silindiğini, Ankara 8. İdare Mahkemesinin 26.01.2018 tarihli ve 2017/1144 Esas, 2018/168 Karar sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verildiğini, istinaf talebinin ise Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 23.01.2018 tarihli ve 2018/1000 Esas, 2018/1627 Karar sayılı kararı ile kesin olarak reddedildiğini, müvekkili tarafından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulduğunu, Anayasa Mahkemesinin 29.12.2021 tarihli kararı ile müvekkilinin haklarının ihlâl edildiği yönünde karar verildiğini, bunun üzerine Ankara 8. İdare Mahkemesinin 02.06.2022 tarihli ve 2022/1061 Esas 2022/1450 Karar sayılı kararı ile önceki kararın tüm hüküm ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığının açtığı davanın reddine karar verildiğini, sonuçta müvekkilinin yaklaşık beş yıl sonra yeniden avukatlık yapma hakkına kavuştuğunu, anılan mahkeme hâkimleri tarafından farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin kanun hükmüne aykırı davranıldığını ileri sürerek 100.000,00 TL manevi tazminat ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 107/2 maddesi gereğince şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>
<p>Davalı Cevabı</p>
<p>5. Davalı vekili; 6100 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.</p>
<p>Özel Daire Kararı</p>
<p>6. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.12.2023 tarihli ve 2022/67 Esas, 2023/122 Karar sayılı kararı ile;</p>
<p>“…Hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı ilke olarak sorumlu tutulmayacakları esas olmakla birlikte, hakimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da teminat altına almak amacıyla hukuki sorumluluğunun tespiti özel bir usule tabi tutulmuştur. Kanunun öngördüğü sorumluluk sebepleri sınırlı sayılmıştır (numerus clausus) ve bunların varlığının kabul edilebilmesi için hakimlerin genel olarak kasıtlı veya ağır kusurlu tutum ve davranışlarının varlığı gerekmektedir. Hakimin sorumluluğu nedeniyle dava açılabilmesi için kanunda sayılan sebeplerin varlığı gerekmekte olup, kanunda sayılmayan sebeplerden dolayı tazminat davası açılamaz. Bu tür davalarda davacı, hakimin yargılama faaliyetinin 6100 sayılı HMK&#8217;nın 46.maddesinde sayılan sebeplerden birisine girdiğini, yani hakim tarafından hukuka aykırı (haksız) yargısal işlem/eylem yapıldığını, hakimin ağır kusuru veya kastı olduğunu, bundan dolayı zarar gördüğünü ve hakimin davranışıyla zarar arasındaki illiyet (nedensellik) bağının varlığını ispatla yükümlüdür. Hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine açılan eldeki tazminat davasında davacı tarafından davaya dayanak yapılan iddialar özetle; davacının baroya kaydının yapılması için hiçbir hukuki ve kanuni engel bulunmadığı halde kaydının engellendiği, Ankara 8.İdare Mahkemesi&#8217;ne açılan davada Avukatlık Kanunu&#8217;nun 5.maddesinin açık düzenlemesine rağmen politik nedenlerle aleyhine karar verildiği, bunun üzerine Anayasa Mahkemesi&#8217;ne yapılan başvuru sonucunda başvurusunun kabul edildiği ve hak ihlali olduğunun tespit edildiği, Ankara 8.İdare Mahkemesi&#8217;ne tekrar yargılamanın yenilenmesi için yapılan başvuru sonucunda talebin kabul edildiği, bu şekilde davacının baroya kaydedildiği anlaşılmaktadır. İhbar olunan Danıştay Savcısı Bölge İdare Mahkemesi hakimleri ve İdare Mahkemesi hakimlerinin açık kanun hükmüne kasıtlı olarak aykırı davrandığı iddia edilmektedir. 6100 sayılı HMK&#8217;nın 46.maddesinde sayılan sebeplere bakıldığında bu sebeplerin tamamının nitelikleri gereği hukuka aykırılık taşıdığı ve hakimin ağır kusuruna (hatta kastına) dayalı olduğu (örneğin; taraf tutma, duruşma tutanağında yazılı olmayan sebeple karar verme, menfaat karşılığı karar verme, kanuna açık aykırılık, adalet dağıtmaktan kaçınma, duruşma tutanağını tahrif vs.) görülmektedir.</p>
<p>Hakimin takdir yetkisi kapsamında kalan delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin hususlar tazminata konu edilemez. HMK&#8217;nın 46.maddesindeki koşullar hakimin takdir yetkisinin ötesinde kasıt veya kasta yakın ağır kusur hallerinde başka türlü yorumlanması mümkün olmayan hukuk kurallarının yanlış uygulanması söz konusu olduğunda oluşabilecektir. Somut olayda; davacı, HMK&#8217;nın 46.maddesinde sayılan sınırlı hukuki sorumluluk nedenlerinin gerçekleştiğini kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca davanın esastan reddine karar vermek gerekmiştir.</p>
<p>Öte yandan HMK’nın 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasına hükmedilmesi gerektiğinden, bu konuda dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde bulundurulmuş 1.000,00-TL disiplin para cezasının verilmesinin uygun olacağı değerlendirilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur…” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Kararın Temyizi</p>
<div id="ad_121" class="mb-3 text-center" data-pagespeed="true" data-advert="temedya" data-channel="121"></div>
<p>7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>II. ÖN SORUN</strong></p>
<p>8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, davacının temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına yönelik istemi ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>
<p>Ön sorun yönünden</p>
<p>9. Ön sorun ile ilgili hususların açıklığa kavuşturulması açısından temyiz incelemesinde duruşma yapılmasına ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve konunun adil yargılanma hakkı kapsamında irdelenmesi gereklidir.</p>
<p>10. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında:</p>
<p>&#8220;Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.&#8221; hükmü yer almaktadır.</p>
<p>11. Anayasada adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6 ncı maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Anılan maddeye göre, “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir…”.</p>
<p>12. Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141 inci maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141 inci maddesinin birinci fıkrası; “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir” şeklindedir.</p>
<p>13. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. &#8220;Duruşmalı yargılama hakkı&#8221; her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez.</p>
<p>14. Usul ekonomisi ilkesi, pozitif temelleri olan bir ilkedir. Zira, Anayasanın 141 inci maddesine göre Devlet, yargılamanın basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmesi için gereken tedbirleri almak zorundadır. Bundan başka AİHS’nin 6 ncı maddesine göre, herkes davasının makul bir süre içinde adil ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. 6100 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesinde “usul ekonomisi” başlığı altında düzenlenen hükme göre hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür (Aziz Serkan Arslan, E-Duruşma Hukuk Yargılamasında Videokonferans Yöntemi, İstanbul 2023, s. 82-83). Bu nedenle adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlâlini oluşturmaz.</p>
<p>15. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Anayasa Mahkemesi, Mehmet Soysal ve diğerleri, B. No: 2014/2678, 17.11.2016, § 36; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049, 18.02.2016, § 80; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2013/2370, 11.12.2014, § 23; Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17.9.2013, § 32).</p>
<p>16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (AİHM, Jussila/Finlandiya, § 41, Döry/İsveç, B. No:28394/95, 12.11.2002, § 37, Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, B. No: 5488/05, 28.2.2012, § 30). (Adnan Altın, kararı, § 47).</p>
<p>17. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılabilir. Yargıtay, istinaf mahkemesi gibi, bir vakıa, tahkikat ve yargılama mahkemesi değildir. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı incelenerek, hüküm mahkemesine bildirilmiş olan vakıaların usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği, özellikle o vakıalara kanunların (hukukun) doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir.</p>
<p>18. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla önüne gelen davalarda verdiği kararlarında, başvurucuların duruşma talepleri bulunmasına rağmen dosya üzerinden inceleme yapılmasının adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda aleni yargılama hakkının ihlâli niteliğinde olduğu yönündeki başvurularının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.</p>
<p>19. Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle temyiz yolunda yeni vakıa ve delillerin Yargıtay tarafından incelenemeyecek olması karşısında, duruşma isteminin reddi kararlarının hak ihlâli olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir.</p>
<p>20. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2021 tarihli ve 2017/12-2540 Esas, 2021/571 Karar; 17.09.2019 tarihli ve 2019/4-60 Esas, 2019/879 Karar; 22.11.2017 tarihli ve 2016/11-1239 Esas, 2017/1398 Karar ve 22.11.2017 tarihli ve 2017/8-2835 Esas, 2017/1399 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>
<p>21. Somut olayda dava, 6100 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup karmaşık bir dava türü olmadığı gibi verilen karara karşı temyiz istemleri için taraflara başvuru olanağı tanınmış, temyiz dilekçesinin bir örneği cevap hakkı için karşı tarafa tebliğ edilmiştir.</p>
<p>22. Hâkimlerin sorumluluğunu düzenleyen ve eldeki davanın dayanağı olan 6100 sayılı Kanun’un 46 ve devamı maddeleri gereğince, Dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı işlerde duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılacağı konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin temyizinin duruşmalı olarak inceleneceği konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir.</p>
<p>23. Şu durumda, Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tâbi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir.</p>
<p>24. Bu nedenle davacının duruşma isteğinin reddine oy birliğiyle karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir.</p>
<p>Esas Yönünden</p>
<p>25. Dava, 6100 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>
<p>26. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46 ncı maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. Anılan maddede; “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:</p>
<p>a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.</p>
<p>b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.</p>
<p>c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.</p>
<p>ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.</p>
<p>d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.</p>
<p>e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” düzenlemesi bulunmaktadır.</p>
<p>27. Somut olayda 6100 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi yerindedir.</p>
<p>28. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>III. KARAR</strong></p>
<p>Açıklanan nedenlerle;</p>
<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA,</p>
<p>Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>
<p>11.12.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025-2026 Döneminde Kira Tespit Davalarında Patlama Bekleniyor</title>
		<link>https://www.egehukukdenizli.com/2025-2026-doneminde-kira-tespit-davalarinda-patlama-bekleniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 17:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[arabuluculuk]]></category>
		<category><![CDATA[ev sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[kira]]></category>
		<category><![CDATA[kiracı]]></category>
		<category><![CDATA[tahliye]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egehukukdenizli.com/?p=3675</guid>

					<description><![CDATA[Yüzde 25 zam sınırı nedeniyle ertelenen kira artış davaları için kritik dönem geldi: ev sahipleri 5 yıllık bekleme süresi dolunca harekete geçecek. Son 3 yılda vatandaşın gündemindeki en önemli sorunlardan biri kiralar oldu. Hızla artan kiralar ev sahibi kiracı ilişkilerini tarihin en kötü noktasına getirirken, kiracıları korumak amacıyla zam sınırı uygulaması devreye girdi. 11 Haziran...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><cite>Yüzde 25 zam sınırı nedeniyle ertelenen kira artış davaları için kritik dönem geldi: ev sahipleri 5 yıllık bekleme süresi dolunca harekete geçecek.</cite></p>
<p>Son 3 yılda vatandaşın gündemindeki en önemli sorunlardan biri kiralar oldu. Hızla artan kiralar ev sahibi kiracı ilişkilerini tarihin en kötü noktasına getirirken, kiracıları korumak amacıyla zam sınırı uygulaması devreye girdi. 11 Haziran 2022 &#8211; 2 Temmuz 2024 döneminde uygulanan yüzde 25 zam sınırı ile anlaşmazlıklar büyüdü, kira davalarında patlama yaşandı.</p>
<p>Yüzde 25 zam oranını yeterli bulmayan ev sahipleri kira tespit davası açma yoluna gitti. Bu yolla, ‘Kiram piyasa değerinin çok altında kaldı yeniden belirlensin’ dedi. Ancak bu dava için en temel şart ‘kiracının 5 yılı doldurması’. 5 yıl süresi dolmadığı için dava açamayanlar ise bugünlerde dava için gün sayıyor. Uzmanlara göre; arabulucuda uzlaşması zor olan taraflar dava yoluna gidecek, 2025 ve 2026 tespit davalarının arttığı bir dönem olacak.</p>
<p><strong>TÜFE ORTALAMASI NEFES ALDIRDI</strong></p>
<p>Kiraya zam sınırının kaldırılmasıyla ‘TÜFE 12 ay ortalaması’ üzerinden artış dönemine geri dönüldüğünü belirten Gayrimenkul Hukuku Uzmanı Ali Güvenç Kiraz, “Enflasyon verisi ile TÜFE 12 ay ortalaması arasında 14-15 puanlık bir fark var. Kirada zam oranını gösteren TÜFE ortalaması daha yüksek. Bu durum, özellikle yenileme dönemi gelen konutlarda 2 yıl boyunca yüzde 25 kuralına maruz bırakılan ev sahipleri için bir nefes alma durumu oluşturdu. Ancak yine de ciddi bir gelir kaybı oluştuğu için mülk sahipleri açısından asıl beklenti kira tespit davaları oldu” dedi.</p>
<p><strong>TAHLİYE AZALDI TESPİT ARTIYOR</strong></p>
<p>Son aylarda kira tespiti için başvuran mülk sahibi sayısında artış olduğunu ve bunun sürmesini beklediklerini belirten Ali Güvenç Kiraz, şunları söyledi: “Kiracıya tespit davası açılması için 5 yılı doldurması gerek. Bu nedenle zam sınırı uygulanan dönemde yeni sözleşme yapan çok sayıda ev sahibi dava açamadı. Ancak 2020 yılı ve öncesinde sözleşme yapanlar ‘5 yıl şartı’ dolduğu için bu yıl dava açabilecek. Yine 2021 yılı başlangıç tarihli sözleşmelerde de 2026’da dava hakkı doğacak. Bu nedenle önümüzdeki aylarda çok yoğun bir şekilde kira tespit davaları açılacağını öngörüyoruz.</p>
<div class="medyanet-inline-adv">
<p><strong class="read-more-detail">Haberin Devamı<i class="arrow"></i></strong></p>
<div id="/9927946,22420977938/hurriyet/bigpara/body_300x250_2" class="adRenderer dfp "></div>
<div id="/9927946,22420977938/hurriyet_mobilsite/bigpara/haberici_300x250_2" class="adRenderer dfp "></div>
</div>
<p>Son zamanlarda TÜFE 12 aylık ortalamasının enflasyona oranla yüksek olması nedeniyle tahliye davalarında azalma söz konusu. Ancak yüzde 25 kuralı sebebiyle ciddi bir şekilde zarara uğrayan mülk sahiplerinin, 2025 ve hatta 2026 yılında kira tespit davası hakkını kullanacaklarını görüyoruz.”</p>
<p><strong>BÜYÜK İLLERDE UZLAŞMAK ZOR</strong></p>
<p>Kira sözleşmesi kaynaklı açılacak tespit davalarında önce arabulucuya gidilmesinin zorunluluk olduğunu hatırlatan Kiraz, “Son günlerde açıklanan arabuluculuk başarı oranları tüm Türkiye ortalamasını gösteriyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Bursa gibi büyükşehirler için aynı başarı düzeyinin olduğunu düşünmüyoruz. Şöyle ki; mesela Niğde ilimizde 3 bin lira kiraya oturan ve 5. yılı gelen bir kiracı için bölge rayicinin 10 bin lira olduğu bir olayda arabuluculuk sürecinin tarafları 6-7 bin lira gibi bir rakamda uzlaştırması mümkün. Ancak İstanbul’da 10 bin lira kira bedeli ile oturan ve kira rayici 60-70 bin lira civarına ulaşmış bir taşınmazda arabulucuların ortada bir yerde buluşturması zor. Bu çerçevede büyükşehirler dışında yüzde 40-50 bandında olan uzlaşma oranlarının İstanbul ve büyükşehirler nezdinde yüzde 25-30 bandında olduğunu söyleyebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>DAVA SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?</strong></p>
<p>Ev sahibi 5 yılını dolduran kiracı için dava açmadan önce arabulucuya başvuruyor.</p>
<p>Taraflar arabulucuda anlaşamazsa dava açılıyor.</p>
<p>Dava sürecinde bilirkişilerce bölge rayiç kiraları inceleniyor, yerinde keşifler yapılıyor ve mahkemede yeni bir kira bedeli belirleniyor.</p>
<p>Eski kiracılar için belirlenen rakam üzerinden bir hakkaniyet indirimi de uygulanıyor.</p>
<p>Yani ev sahibinin talep ettiği rakam ya da bölge ortalaması aynen geçerli olmuyor.</p>
<p>Taraflar karara itiraz edebiliyor. İstinaf sonrası karar kesinleşince yeni kira bedeli üzerinden ödeme gerçekleşiyor. Tüm bu süreçler ortalama 3 yıl sürüyor. Ev sahibi geçmiş dönem zam farkını faizsiz olarak alabiliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzayan Boşanma Davaları &#8216;Hayat Planlamasını&#8217; Felç Ediyor</title>
		<link>https://www.egehukukdenizli.com/uzayan-bosanma-davalari-hayat-planlamasini-felc-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 17:10:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egehukukdenizli.com/?p=3674</guid>

					<description><![CDATA[Uzayan boşanma süreçleri özellikle kadınlar için yeniden evlenme ve gelecek planlarını geciktiriyor; İstanbul Barosu, tasfiye edilebilir bölüm uygulamasıyla çözüm öneriyor. İstanbul 2 Nolu Baro Başkanı Avukat Yasin Şamlı, AA muhabirine, boşanma davalarının uzun sürmesinin sonuçlarını değerlendirdi. Şamlı, dava sonuçlarının gecikmesinin toplumda adaletsizlik duygusunu yaygınlaştırdığını belirterek, &#8216;Dava uzun sürdüğü için insanlar geleceğini planlayamıyorlar. Eğer eşlerden bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><cite>Uzayan boşanma süreçleri özellikle kadınlar için yeniden evlenme ve gelecek planlarını geciktiriyor; İstanbul Barosu, tasfiye edilebilir bölüm uygulamasıyla çözüm öneriyor.</cite></p>
<p>İstanbul 2 Nolu Baro Başkanı Avukat Yasin Şamlı, AA muhabirine, boşanma davalarının uzun sürmesinin sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Şamlı, dava sonuçlarının gecikmesinin toplumda adaletsizlik duygusunu yaygınlaştırdığını belirterek, &#8216;Dava uzun sürdüğü için insanlar geleceğini planlayamıyorlar. Eğer eşlerden bir tanesi evlenmek istiyorsa buna ilişkin bir faaliyette bulunamıyor. Bir hayat kurmak, yeni bir düzen kurmak istiyorsa boşanma davası neticelenmediği için buna ilişkin bir planlama yapamıyor.&#8217; dedi.</p>
<p>Uzayan boşanma davalarının özellikle kadınlar açısından yaş ilerlediği için yeniden evlenmesi durumunda riskli gebelik gibi ilave sorunlara yol açabildiğine dikkat çeken Şamlı, genel olarak bütün davaların muhakeme sürecinin uzaması adaletsiz bir netice doğurduğunu ifade etti.</p>
<p>Şamlı, bir boşanma davasında 5 farklı ihtilaf olduğunu ve bunların sadece birisinde bile uzlaşma sağlanmadığı sürece davanın sürdürülmesinin boşanma sürecini uzatan en önemli faktörler arasında yer aldığını bildirerek şunları söyledi:</p>
<p>&#8216;Bir boşanma davasında mesela çeşitli ihtilaflar olur. Bunlardan bir tanesi boşanmanın kendisidir. Öbürleri nafakadır, velayettir, manevi tazminattır, maddi tazminattır. Taraflar işte bu saydığım beş kalemden dördünde anlaşsalar ama bir tanesinde anlaşamasalar o anlaştıkları dört ihtilaf da anlaşamadıkları bir ihtilafı bekliyor. Diyelim ki o ihtilafın çözümü eğer 10 yıl devam ediyorsa boşanma davasının tamamı yani anlaştıkları hususlar da 10 yıl sonra çözülmüş oluyor.&#8217;</p>
<p>İstanbul 2 Nolu Baro olarak boşanma davalarının karara bağlanmasının uzamasını engelleyecek düzenlemeleri ilişkin kanun teklifi hazırladıklarını anlatan Şamlı, hazırladıkları teklifin tarafların anlaştıkları noktalarda mahkeme davanın kabulüne karar vermesi, anlaşamadıkları hususu tefrik ederek dosyadan ayırması ve onun davasına devam etmesini içerdiğini söyledi.</p>
<p>Şamlı, hazırladıkları düzenlemenin insanların gelecek hayatları planlaması anlamında büyük önem taşıdığını belirterek, &#8216;Boşanma davası devam ederken tarafların sadakat hükmüne de uyma zorunluluğu var. Yani bir başkasıyla, evlilik maksadıyla, görüşemezler, arkadaş olamazlar. Bu anlamda bir faaliyette bulunamazlar. Eğer bulunurlarsa bu boşanma sürecinde olduğu eş açısından bir sadakatsizlik, evlilik birliği açısından bir sadakatsizlik oluşturuyor. Bu anlamda şikayetler de söz konusu olabiliyor.&#8217; diye konuştu.</p>
<p>Tarafların anlaştıkları hususlarda davanın bitirilmesine karar verilmesi halinde insanların geleceklerini de tanzim etme imkanına sahip olacaklarını kaydeden Şamlı, bu düzenlemenin Türkiye&#8217;nin nüfus artışı bağlamında yaşadığı problemler nedeniyle de önem taşıdığını ifade etti.</p>
<p>Şamlı, bazı davalarda tarafların karar alınmasının geciktirilmesini menfaatine gördüğü için bu yönteme başvurabildiğine değinerek sözlerini şu şekilde tamamladı:</p>
<p>&#8216;Avukatlar sonuç itibarıyla müvekkillerinin çizdiği sınırlar içerisinde de hareket etmek zorunda. Eğer müvekkillerinin dedikleri avukatların adalet duygusuna aykırıysa o zaman avukatın önünde bir tek seçenek kalıyor; davadan istifa etmek. Dolayısıyla taraflardan bir tanesi davanın uzatılmasını kendi menfaatine görüyor da davanın uzatılmasını talep ediyorsa avukat davayı bırakabilir. Aslında bu talep avukatın veya toplumun menfaatine değildir.&#8217;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: A.A</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigorta Tahkim Komisyonuna Başvuru Öncesi Arabuluculuk Şartı: Değerlendirme ve Sonuçları</title>
		<link>https://www.egehukukdenizli.com/sigorta-tahkim-komisyonuna-basvuru-oncesi-arabuluculuk-sarti-degerlendirme-ve-sonuclari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 16:51:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[arabuluculuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[tahkim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egehukukdenizli.com/?p=3672</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesine eklenmesi düşünülen düzenleme ile Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmadan önce arabuluculuğa başvurunun zorunlu hale gelmesi tartışılıyor. Bu yazıda, önerinin süre, maliyet ve hak arama özgürlüğüne etkilerini; mevcut mevzuatla ilişkisini ve uygulamada doğurabileceği sonuçları ele alıyoruz. İçindekiler Önerinin özeti Neden tartışmalı? Süre ve maliyet etkisi Sigorta uyuşmazlıklarının niteliği Mevcut mevzuat ve uygulama...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<style>
    :root{--max:880px;--c:#0f172a;--muted:#475569;--bg:#ffffff;--accent:#0ea5e9;--soft:#f1f5f9;}<br />    body{font-family:system-ui,-apple-system,Segoe UI,Roboto,Ubuntu,"Helvetica Neue",Arial;line-height:1.65;color:var(--c);background:var(--bg);margin:0;padding:0}<br />    .wrap{max-width:var(--max);margin:0 auto;padding:28px 20px}<br />    h1{font-size:clamp(26px,3vw,34px);line-height:1.2;margin:10px 0 18px}<br />    h2{font-size:clamp(20px,2.4vw,26px);margin:28px 0 12px}<br />    h3{font-size:clamp(18px,2vw,22px);margin:18px 0 8px}<br />    p,li{color:var(--c)}<br />    .lead{font-size:1.05rem;color:var(--muted)}<br />    .note{background:var(--soft);border-left:4px solid var(--accent);padding:14px 16px;border-radius:10px;margin:16px 0}<br />    .grid{display:grid;gap:12px}<br />    @media(min-width:760px){.grid-2{grid-template-columns:1fr 1fr}}<br />    .card{background:#fff;border:1px solid #e5e7eb;border-radius:14px;padding:14px}<br />    table{border-collapse:collapse;width:100%;margin:14px 0;border-radius:12px;overflow:hidden}<br />    th,td{border:1px solid #e5e7eb;padding:10px;text-align:left}<br />    th{background:#f8fafc}<br />    .cta{display:flex;gap:12px;flex-wrap:wrap;align-items:center;justify-content:space-between;background:linear-gradient(180deg,#f8fafc,#eef2ff);border:1px solid #e5e7eb;border-radius:16px;padding:16px;margin:24px 0}<br />    .cta a{background:var(--accent);color:#fff;text-decoration:none;padding:10px 14px;border-radius:10px;display:inline-block}<br />    .meta{color:var(--muted);font-size:.9rem;margin-bottom:6px}<br />    .tags a{color:#0369a1;text-decoration:none;margin-right:8px}<br />    .toc{background:#f8fafc;border:1px solid #e2e8f0;border-radius:12px;padding:12px}<br />    .toc a{color:#0f766e;text-decoration:none}<br />    .faq summary{cursor:pointer;font-weight:600}<br />  </style>
<p><!-- BlogPosting Structured Data --><br />
<script type="application/ld+json">
  {
    "@context": "https://schema.org",
    "@type": "BlogPosting",
    "headline": "Sigorta Tahkim Komisyonuna Başvuru Öncesi Arabuluculuk Şartı: Değerlendirme ve Sonuçları",
    "description": "Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru öncesi arabuluculuk şartı getirilmesine ilişkin planlanan değişikliğin sürelere, maliyetlere ve hak arama özgürlüğüne etkileri.",
    "author": {"@type":"Organization","name":"Hukuk Büromuz"},
    "datePublished": "2025-08-23",
    "dateModified": "2025-08-23",
    "mainEntityOfPage": {"@type":"WebPage","@id":"/blog/sigorta-tahkim-oncesi-arabuluculuk-sarti"}
  }
  </script></p>
<article class="wrap">
<header>
<p class="lead">Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesine eklenmesi düşünülen düzenleme ile Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmadan önce arabuluculuğa başvurunun zorunlu hale gelmesi tartışılıyor. Bu yazıda, önerinin süre, maliyet ve hak arama özgürlüğüne etkilerini; mevcut mevzuatla ilişkisini ve uygulamada doğurabileceği sonuçları ele alıyoruz.</p>
</header>
<nav class="toc" aria-label="İçindekiler"><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#onerinin-ozeti">Önerinin özeti</a></li>
<li><a href="#neden-tartismali">Neden tartışmalı?</a></li>
<li><a href="#sure-ve-maliyet">Süre ve maliyet etkisi</a></li>
<li><a href="#nitelik">Sigorta uyuşmazlıklarının niteliği</a></li>
<li><a href="#mevzuat">Mevcut mevzuat ve uygulama</a></li>
<li><a href="#degerlendirme">Genel değerlendirme</a></li>
<li><a href="#sss">Sık sorulan sorular</a></li>
<li><a href="#iletisim">Danışmanlık alın</a></li>
</ol>
</nav>
<section id="onerinin-ozeti">
<h2>1) Önerinin özeti</h2>
<ul>
<li>Sigorta Tahkim Komisyonuna <strong>başvurmadan önce arabuluculuğa gitme</strong> zorunluluğu getirilmesi düşünülmektedir.</li>
<li>Arabuluculuk ücreti başlangıçta <strong>sigorta şirketi</strong> tarafından ödenecek; tahkimde sigortalı haksız çıkarsa bu ücret sigortalıdan tahsil edilecektir.</li>
<li>Arabuluculuk şartı yalnızca <strong>Sigorta Tahkim Komisyonu</strong>’na başvurular için öngörülmektedir; İSTAC ve oda tahkimlerinde böyle bir zorunluluk bulunmayacaktır.</li>
</ul>
<div class="note">Kısacası, zaten alternatif uyuşmazlık çözümü olan tahkim yoluna gitmeden önce bir başka alternatif yolun da <em>zorunlu</em> tutulması gündemdedir.</div>
</section>
<section id="neden-tartismali">
<h2>2) Neden tartışmalı?</h2>
<div class="grid grid-2">
<div class="card">
<h3>Kurumsal tutarlılık sorunu</h3>
<p>Aynı nitelikteki kurumsal tahkim mercileri arasında yalnızca Sigorta Tahkim Komisyonu için arabuluculuk zorunluluğu öngörülmesi <strong>eşitsiz uygulama</strong> eleştirilerine yol açmaktadır.</p>
</div>
<div class="card">
<h3>Etkinlik ve erişim</h3>
<p>Sigorta Tahkim Komisyonu yılda yüksek sayıda uyuşmazlığı kısa sürede karara bağlamaktadır. Önüne zorunlu bir arabuluculuk aşaması eklemek <strong>erişim süresini uzatabilir</strong> ve maliyeti artırabilir.</p>
</div>
</div>
</section>
<section id="sure-ve-maliyet">
<h2>3) Süre ve maliyet etkisi</h2>
<table>
<thead>
<tr>
<th>Süreç</th>
<th>Mevcut durumda</th>
<th>Öneri sonrasında</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>Tahkim sonuçlanma süresi</td>
<td>~3–6 ay</td>
<td>~8–11 ay (arabuluculuk nedeniyle +4–5 ay)</td>
</tr>
<tr>
<td>Masraf yükü</td>
<td>Tahkim masrafları</td>
<td>Arabuluculuk + tahkim (reddedilirse ayrıca arabuluculuk giderleri)</td>
</tr>
<tr>
<td>Kamu bütçesi etkisi</td>
<td>Sınırlı</td>
<td>İlk 2 saatlik arabuluculuk ücretinin kamu tarafından karşılanması nedeniyle artış</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Arabuluculuğun zorunlu kılınması, hem <strong>hak sahiplerinin masraflarını</strong> hem de <strong>kamusal maliyeti</strong> artırabilecek bir değişiklik olarak değerlendirilmektedir.</p>
</section>
<section id="nitelik">
<h2>4) Sigorta uyuşmazlıklarının niteliği</h2>
<p>Sigorta tazminatlarında miktar çoğu zaman bilirkişi/aktüeryal hesaplarla belirlenir. Trafik kazasına bağlı <em>iş göremezlik</em>, <em>destekten yoksun kalma</em>, <em>araç değer kaybı</em> gibi kalemler teknik hesap gerektirir. Bu nedenle, arabuluculuk aşamasında zarar görenin hangi tutarda anlaşması gerektiğini <strong>öngörmesi güçtür</strong>; sigorta şirketleri ise eksper ve aktüer desteğiyle daha hazırlıklıdır.</p>
</section>
<section id="mevzuat">
<h2>5) Mevcut mevzuat ve uygulama</h2>
<ul>
<li><strong>Sigortacılık Kanunu m.30</strong> ve <strong>KTK m.97</strong>: Dava veya tahkim yoluna gitmeden önce sigorta şirketine başvuru ve <strong>15 günlük bekleme</strong> zorunluluğu vardır. Bu, fiilen müzakereyi zorunlu kılan bir <em>alternatif çözüm adımı</em>dır.</li>
<li>Yargı içtihadı: Bu bekleme/başvuru adımı, tek başına alternatif uyuşmazlık çözümü niteliğinde kabul edilmektedir.</li>
</ul>
<div class="note">Mevzuat zaten tahkim/dava öncesi bir ön başvuru ve bekleme mekanizması öngörmektedir. İkinci bir zorunlu aşama getirmek <strong>hak arama özgürlüğü</strong> bakımından tartışmalıdır.</div>
</section>
<section id="degerlendirme">
<h2>6) Genel değerlendirme</h2>
<p>AB düzeyinde örnek gösterilen Sigorta Tahkim Komisyonunun önüne zorunlu arabuluculuk aşaması eklenmesi, <strong>etkinlik</strong> ve <strong>hız</strong> avantajlarını zayıflatabilir; başvuranların alacaklarına kavuşma süresini uzatabilir. Ayrıca, 4. Yargı Reformu Strateji Belgesindeki <em>tahkimin etkinliğini artırma</em> hedefiyle de bağdaşmamaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak, arabuluculuğun tahkim ön koşulu yapılması; eşitlik, erişilebilirlik ve hak arama özgürlüğü ilkeleri bakımından <strong>yerinde bir politika tercihi olmayabilir</strong>.</p>
</section>
<section id="sss">
<h2>Sık Sorulan Sorular</h2>
<div class="faq">
<details>
<summary>Arabuluculuk zorunlu olursa Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapamaz mıyım?</summary>
<p>Öneri yürürlüğe girerse, arabulucuya başvurulmadan yapılan tahkim başvuruları <strong>değerlendirmeye alınmayacaktır</strong>. Önce arabuluculuk, ardından tahkim yoluna gidilmesi gerekecektir.</p>
</details>
<details>
<summary>Arabuluculuk ücretini kim öder?</summary>
<p>İlk aşamada sigorta şirketi tarafından ödenmesi öngörülmektedir. Ancak tahkimde sigortalı haksız bulunursa, bu masrafın sigortalıdan <strong>tahsili</strong> söz konusu olabilir.</p>
</details>
<details>
<summary>Bu düzenleme süreleri nasıl etkiler?</summary>
<p>Mevcut durumda 3–6 ayda sonuçlanabilen tahkim sürecine, arabuluculuk aşaması nedeniyle yaklaşık <strong>4–5 ay</strong> eklenebileceği değerlendirilmektedir.</p>
</details>
<details>
<summary>Şu an zaten bir ön başvuru zorunluluğu yok mu?</summary>
<p>Var. Mevzuat uyarınca sigorta şirketine başvuru ve 15 günlük bekleme süresi zorunludur. Bu adım, fiilen bir <em>alternatif çözüm</em> aşaması gibi çalışmaktadır.</p>
</details>
</div>
<p><!-- FAQ Structured Data --><br />
<script type="application/ld+json">
      {
        "@context": "https://schema.org",
        "@type": "FAQPage",
        "mainEntity": [
          {"@type":"Question","name":"Arabuluculuk zorunlu olursa Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapamaz mıyım?","acceptedAnswer":{"@type":"Answer","text":"Öneri yürürlüğe girerse, arabulucuya başvurulmadan yapılan tahkim başvuruları değerlendirmeye alınmayacaktır. Önce arabuluculuk, ardından tahkim yoluna gidilmesi gerekecektir."}},
          {"@type":"Question","name":"Arabuluculuk ücretini kim öder?","acceptedAnswer":{"@type":"Answer","text":"İlk aşamada sigorta şirketi tarafından ödenmesi öngörülmektedir. Ancak tahkimde sigortalı haksız bulunursa, bu masrafın sigortalıdan tahsili söz konusu olabilir."}},
          {"@type":"Question","name":"Bu düzenleme süreleri nasıl etkiler?","acceptedAnswer":{"@type":"Answer","text":"Mevcut durumda 3–6 ayda sonuçlanabilen tahkim sürecine, arabuluculuk aşaması nedeniyle yaklaşık 4–5 ay eklenebileceği değerlendirilmektedir."}},
          {"@type":"Question","name":"Şu an zaten bir ön başvuru zorunluluğu yok mu?","acceptedAnswer":{"@type":"Answer","text":"Var. Mevzuat uyarınca sigorta şirketine başvuru ve 15 günlük bekleme süresi zorunludur. Bu adım, fiilen bir alternatif çözüm aşaması gibi çalışmaktadır."}}
        ]
      }
      </script></p>
</section>
</article>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
